namazİsmailağa Cami’nde yıllardır uygulanan sünnet ile müezzinler imamın arkasından tekbirleri tekrar ederler. Eskiden camilerimizde bu sünnet uygulanırdı. Hoparlör bid’ati çıktı, bu sünnet kalktı ve namazlar tehlikeye girmeye başladı.

Ne yazık ki kıyâmete yakın insanlar ölümü unutup dünya zevklerine dalacak, dinin direği olan namazı kılanlar azalacak ve kılanlar da baştan savma alelacele kılınca, kalplerindeki huşû kalkacak.

Baştan savma alelacele kılınan namazdan ruhsal zevk ve mânevî feyiz alamayanlar maddeye yönelecek ve huzuru camilerin süsünde ve imamların sesinde arayacak. O dönemin imamları da yakalarına mikrofonu takıp ve hoparlörün sesini sonuna kadar açıp mihraba geçecek ve ibâdetler farklı bir şekle dönüşecek.

Mikrofonla namaz kıldırmanın bir sakıncası var mı?
Camilerde beş vakit namazı kıldıran görevlilere imam, beş vakit namazın dışında cuma ve bayram hutbelerini de okuyanlara imam-hatib ve ezan okuyup kâmet getirenlere de müezzin denir.
Müezzinlerin ezan ve kâmetin dışında bir ek görevleri daha vardır. Cuma, cenaze, terâvih ve bayram namazı gibi cemaatin yoğun olduğu zamanlarda, müezzinler de imamla birlikte “Allahu Ekber” diye seslice tekbir alırlar ve imam rükû’dan kalkerken “SemiAllahü limen hamideh” derken müezzinler de “Rabbena ve leke’l-hamd” der ve namaz bitince imamla birlikte selâm verirler.

Ancak!
Görevli müezzin ya da cemaatten biri imamla birlikte seslice “Allahu Ekber” diye iftitah tekbirini (ilk tekbiri) alırken, kalbinden namaz kılmaya niyet etmesi şarttır. Eğer iftitah tekbirini alırken sadece cemaate duyurmayı kalbinden geçirirse, kendisi namaza başlamış olmadığı gibi onun tekbiri ile namaza başlayanların namazı da olmaz, iade etmeleri (tekrar kılmaları) gerekir.
Aynı imama uymayan ve aynı cemaate dahil olmayan bir kimsenin tekbir
sesi ile namaza başlamak kesinlikle geçerli olmadığı gibi namazla mükellef olmayan bir çocuğun, âdetli kadının, beyinsel özürlünün (delinin) ve gayr-i müslimin tekbir sesi ile de namaza girilmiş olmaz.

Mikrofona gelince
İslâm, her çeşit bilim, teknoloji ve yeniliklere açıktır. Tabii ki bunların İslâmî kurallara uyumlu bir şekilde ve hayırlı işlerde kullanılması şarttır. Kâğıdın icadı ile üzerine Allah’ın (c.c.) kelâmı yazıldığı, matbaanın icadı ile Kur’an-ı Kerim ve dînî kitaplar basıldığı ve televizyonun icadı ile özel kanallarda dînî sohbetler yapıldığı gibi,

Mikrofonun ve hoparlörün icadı ile de yaklaşık yüz yıla yakın bir zamandan beri camilerde, evlerde ve özel salonlarda daha geniş kitlelere hitab edilmekte ve daha kapsamlı bir şekilde dînî sohbetler yapılmakta ve yararlı konferanslar verilmektedir.

Ancak namaza gelince durum farklıdır
Mikrofondan gelen ve hoparlörde duyulan ses, aks-i sada (yankı) mı? Nakli sada (sesin nakli) mi? Ya da ikisinin dışında başka bir şey mi? Nakli sada (sesin nakli) ise sorun yok! Aksi sada (yankı) ise kesinlikle câiz değil yani olmaz. Ya ikisinin dışında başka bir şeyse, işte sorun burada!
Mikrofon, ses dalgalarını elektrik titreşimlerine çevrirerek hoparlöre gönderir. Mikrofondan gelen titreşim sinyallerini alan bobin elektromanyetik güçlerin etkisi ile hareket etmeye ve hareket ederken diyaframı da hareket ettirmeye başlar. Diyafram, kendine gelen değişik elektrik sinyallerine uyum sağlayarak hareket eder ve havaya ses dalgaları yayar.
Televizyon ekranlarındaki görüntüler kişinin kendisi olmadığı gibi hoparlördeki diyaframların havaya yaydığı ses dalgaları da kişinin (imamın) kendi sesi değildir ve sorun buradadır.

İftitah tekbirini alırken namaz kılmaya değil de sadece cemaate duyurmayı niyet eden bir müezzinin sesi ile namaza başlayanların namazı olmadığı gibi ne namaz kılmaya ve ne de cemaata duyurmaya niyet etmeyen cansız ve bilinçsiz bir cihazın sesi ile de namaza başlanmış olmaz!

Günümüzde imamların pek çoğu yaka mikrofonu kullandığına göre, namazlarımızın sahih (geçerli) olması için üç seçeneğimiz var:
1- Ön saflara yakın bir yerde duralım ve imam “Allahu Ekber” diye tekbir alırken, doğrudan onun kendi sesini duyalım.
2- Safların ortasında ve imamın arkasına yakın bir yerde duralım, imamın elini kaldırıp iftitah tekbirini aldığını, rükû ve secdeye gittiğini görelim.
3- Arka saflarda kaldığımız zaman hoparlördeki tekbir sesine değil, imama yakın olan cemaatin el kaldırıp tekbir almasına bakalım ve onları izleyelim.

Ayrıca namazın dışındaki bir kimsenin duasına Âmin dememiz sakıncalı olduğu gibi imamın hoparlörden gelen “Gayri’l-mağdûbi aleyhim vele’ddâllîn” sesine de Âmin demeyelim.

“Her şeyin beteri vardır” derler ya, doğrudur. Örneğin, kadınların camilerin
alt katlarında ya da cami yanındaki Kur’an kurslarında imamın hoparlördeki sesine uyarak terâvih namazını kılmaları geçerli değildir.

Ahmet Tomor Hocaefendi
www.ihvanlar.net


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

mekkelive  medinelive
 

Sohbet Ara

Üye Girişi